KIZDERBENT KÖYÜ GELENEK VE GÖRENEKLERİMİZ

Kıderbent'te Sosyal Yaşam

kızderbent'li Mübadiller, etnik olarak Anadolu Türkleri ile hemen hemen aynı köklere dayanırlar. Bu nedenle gelenek görenek ve sosyal yapı olarak Anadolu Türkleri ile aralarındaki farklar nüanslara dayanır. Bu nüanslar da çok kültürlü ve çok dinli bir bölgede yüzlerce yıl yaşamış olmanın toplumsal izleri ile açıklanabilir. Yabancı ve dikkatsiz bir göz, yerliler ile mübadiller arasındaki bu ince ayrımları kolayca tespit edemez. ancak bu farkları birebir ortaya koymak için daha sosyolojik bir bakış açısıyla araştırma yapmak gerekir.

Mübadillerin Yerleşim Alanları

Kızderbent'li Mübadiller, diğer vatandaşlarımıza göre evlerini birbirine yakın kurarlar. Uzaktan bakıldığında, bir mübadil köyünü bitişik bahçelere sahip evleri görür görmez ayırabilirsiniz.
Evlerin böylesine yakın olmasının birinci nedeni, Rumeli tarafındaki yerleşim alanlarının Anadolu'dakilere oranla daha kentli bir kimlik taşımalarıdır.

Balkan Türkleri'nin birleşik nizama sahip evlerden oluşan yerleşim alanlarında oturmalarının en önemli ikinci nedeninin Balkan topraklarının kanlı tarihi olduğu güçlü bir tezdir. Hristiyan ve Yahudi komşuları ile yüzlerce yıl hiç kaynaşmayan Türkler, tarih boyunca gerek bu yabancı unsurlardan kaynaklanan tehditler, gerekse devlet otoritesinin zayıfladığı 19. yüzyılda iyice yayılan eşkıyalıktan korunmak için birbirlerine yakın oturmayı tercih etmiş olabilirler. Mübadele gibi son derece acı bir tecrübe sonrası bu yakın oturma geleneğinin pekişmesine şaşırmamak gerekir.
Yunanistan'daki Türk köyleri incelendiğinde de  köylerdeki yerlesim alanlarının toplu yaşama geçildigi bu da kent olanaklarının daha fazla yaşandığı esnafların olduğu,kahveci, arabacı, bahçıvan, manifaturacı, bakkal, kunduracı, demirci, , marangoz,  cambaz, hatta kafeterya gibi Anadolu'da küçük kasabalarda hala rastlanmayan iş yerlerinin bulunduğu görülür. Bir esnaf kültürünün oluşması için yoğun nüfus, alışveriş kültürü ve usta-çırak bağının uzun yıllar boyunca sürebilmesi gerektiği dikkate alınırsa kızderbent'lilerinde çok eski tarihlerden beri kalabalık ve birleşik nizama sahip köylerde oturduğu sonucu çıkartılabilir.

Aile Yapısı

Aile, Türk-İslam toplumunun temelidir. Kızderbent'li Mübadiller için de bu genel anlayış aynıdır.
Kızderbent'te yerleşen 1. kuşak mübadiller arasında büyükbaba - büyükanne - erkek çocuklar ve gelinler, torunlardan oluşan geniş aile yapısının yaygın olduğu bilinir.bu da ailenin güçlü ve organize olması demektir Dede torun amça çoçukları yıllarca aynı sofrada yemek yeme aileyi dağıtmama geleneği oldukça yaygındır aileden ayrılmaya sadece çekirdek ailenin torunları olmaya başlaması artık o aleninde geniş aile olduğu evden ayrılmaya müsaade edilirdi  bu aile yapısı yavaş yavaş  kaybolmaya başlamış şimdiderdede bu aile yapısı kalmamıştır.
Büyük aile olarak aile yapısının şekillenmesi en büyük nedenlerinden emek yoğun bir iş olan tütüncülüğün gelişmesi, mübadelenin yarattığı toplumsal psikoloji,(aile reisinin kalabalık ve güçlü olmak istemesi), fakirlik nedeniyle yeni evlerin yapılamayışı ve arazilerin parçalanmasının engellenmeye çalışılması olabilir.
Kızderbentli ilk mübadillerde  bayanlar arasında evlilik yaşının 15-18 arasında olduğu, erkeklerin ise biraz daha yaşlı askergeldikten sonra evlendikleri görülür. Çok eşliliğe ve akraba evliliğine rastlanmaz.
Mübadele sonrası yaygınlaşan büyük aile anlayışının  70 li yıllardan sonra bozulduğu ve yeniden çekirdek aileye dönüşün arttığı görülür.
Kızderbentli mübadiller, kadına değer vermediklerine inandıkları başka köylere kız vermek istememizler,Ancak zamanla bu anlayış kırılmıştır. Bugün, mübadillerin ve diğer unsurların büyük ölçüde karıştığı ve saf mübadil olan 3. ve 4. kuşakların büyük ölçüde azaldığı görülmektedir.

Kızderbentli Mübadil Evleri

Rumlar ayrılırken bilhassa köylerde pek sağlam ev de bırakmamışlardı. bilhassa kızderbent'ten ayrılan rumlar hiç sağlam ev bırakmamışlar gitikleri gerek sinopta gerek başka yerlerde Sağlam kalan evlerde kızderbentli  mübadillerin oturmayı pek istemedikleri de anlatılır. Bunun nedeni,evlerin  Rumlar'ın yüzlerce yıllık anılarının üzerine yeni bir yuva kurmanın psikolojik zorlukları olduğu kadar "Gavur evinde cin olurmuş" "gavur evinde dini ibadetlerini yapmada zorluklar"  bu gibi batıl inançların tesirleri olabilir.
Kızderbentli mübadiller köylerini Rumların terk ettikleri  bölgeye kurulmuş olsa da genellikle tam üzerine kurulmamıştır. Çünkü Rumlar ayrıldıklarında evlerini ateşe vermişler.
Kızderbentli mübadillerin evleri genellik le iki veya üç katlı yapılmaktadır evlerinin altlkatları genellikle "analta" denen ve çoğunlukla hayvan beslemekte kullanılır, ürettiği tütün dizelerini alt  kattaki tavana dizeledikleri görülür. Girişte bulunan ve çoğunlukla iki oda büyüklüğündeki bir bölüme hayvanlarının yenlerini koyarevin üst katına içiriden merdiven ile çıkılır bazı evlerdede evin arkasından üst katada kapı açıldğı görülür üskata çıkınca  geniş koridor - antreye "anay" denir. Oturma odaları, "içer" diye adlandırılır. İçer denen oda genellikle sürekli oturulan odadır bu odada her evde bir ocaklık denen şimdilerde adı şömine denen ocaklık bulunur ocaklığın tarifine gelince ocaklık içer denen odanın cam tarafında yaklaşık bir metre genişliğinde yerden birbuçuk metre yüksekçe içten kubbeli yapılırdı ocaklığın üstünde mutlaka rafı olur orada mutlaka bir kandil olurdu evin en yaşlışı o odada kalır orası aynı zamanda yemeklerinde pişirildiği yer olurdu evlerde birde unlardan ayrı çoçukların yattıgı oda ve birde evin aile reisinin oturdugu oda bulunur nerede isi her odada bir küçük hamam dedikleri bir banyo bulunurdu  
Mübadillerin "harem" dedikleri bahçede mutlaka çiçek saksıları,dut  ağacı incir,ayva ve kara üzüm bağı gibi hem göz estetiğine hitap eden hem de yaşam kalitesini arttıran izlere rastlanır.şimdilerde bile herv evde mutlaka bir bağ asması bulunmaktadır  Mübadillerin evlerinin temizliği ve bahçelerinin güzelliği, tüm yörede takdir edilen bir özellikleridir.

Mübadillerde Komşuluk İlişkileri

Mübadiller, birleşik nizam bahçelerde yaşamanın etkisi ile komşuluk ilişkileri gelişmiş bir toplumdur. Komşu aileler, birbirleri ile günlük hayatta sürekli yardımlaşırlar. Ayrıca, komşu evde yaşanan her türlü özel güne kendilerininmiş gibi sahiplenilir.
Komşu evde düğün varken günler önceden yardıma koşulur, iş güç azaltılıp komşuya yardım etmeye vakit ayrılır.
Cenazelerde de yine gündelik işler terk edilerek yardıma koşulur, yemek pişirilir. Cenaze evine birkaç gün yatsı namazı sonrası topluca gidilip kuran okumak adettendir.
Komşulardan  hasta olan varsa komşuya geçmiş olsuna gidilir. Çok yakın komşular, her gün en az bir kez ziyarete gelir.
Toplumun genelini ilgilendiren meselelerde imece kültürü yaygındır. Kızderbent'te tüm yokluğa karşın okullarını camisini devletten katkı almadan yapmışlardır. Ayrıca eski köy yollarının bu günün parke taşı gibi kesme taşlarla örüldügü görülür bu çok yerlerde raslanmayan durumdur bu işlerin imece usülü yapıldığı bilinir.Kızderbent'te dağda veya ovada bir su bulunsun daha çok insanın ve faydalanabilmesi için bir çeşme yapılır Kızderbent'te komşu ve biğer yörelere nazaran  daha çok çeşme vardır bu gelenek hala devam ettirilmektedir
Mübadiller, akşam evlerine getirdikleri tütün dizelerini vaya bohçalarını genellikle birbirlerinin evlerine getirir, hem komşusuyla sohbet eder hem de tütün dizerlerdi. Bir ailenin bohçası bittiğinde öbür aile, diğerine yardım ederdi. Buda komşular arasında ilişkilerin çok iyi oluşundandır komşular arasında arazi anlaşmaşlıkları  çok az rastlanmaktadır

Mübadillerde Miras Paylaşımı
Kızderbent'te kardeşler  arası arazi uyuşmazlıklarına çok rastlanmaz; ancak miras paylaşımından dolayı aile içi arazi anlaşmazlıklarına rastlanmaktadır. Bunun nedeni, aile reisinin henüz sağken arazileri çocukları arasında paylaştırma geleneğidir. Aile büyüklerinin yaptığı paylaştırmalar, çoğunlukla yasal mevzuata uyumlu değildir. Arazilerin bütünlüğünü bölmeden tarlaları dağıtma anlayışına karşın yasaların her bir tarlayı mirasçılar arasında paylaştırma biçiminde oluşu, aile içi arazi uyuşmazlıklarının temel nedeni olmaktadır.bu genellikle kızlara yapıldığı kızları arsaya tarlaya pek sokulmak istenmedigi kız gittigi yerde oglan bittigi yerde gigi laflar söylenmektedir  am bu olgu yavaş yavaş kırılmaktadır
Buna karşın Kızderbent'te çoğunlukla erkek ve kız çocuklara eşit miras bırakma anlayışı vardır. Şüphesiz bunun da istisnaları, bilhassa zengin yere gelin giden kızlara pay vermekte isteksiz davranma ya da okuyan evlada veya köyden ayrılmış erkek kardeşe daha az pay bırakma biçiminde olmuştur.

Mübadillerde Cenaze Adetleri

Kızderbentli mübadiller ölüme geniş bir tefekkürle yaklaşır. Yüksek sesle ağlamak, çığlık atmak, ağıt yakmak ayıplanır, hatta günah olduğu düşünülür. Cenazelere mümkün olduğu kadar herkes katılır, önemli kalabalıklar oluşur.
Kızderbent'te köy mezarlıkları genellikle köyün oldukça dışında sakin bir yerdedir Kızderbent'te en güzel arazileri mezarlık yaptıklarını köyü büyümesine engel olduğunuda  söylerler. mezarlıklarının son derece güzel verimli yerlerde olduğu görülmektedir. Yine köye çok yakın olmayan mezarlığa köyde cenaze namazlarının camide kılınmayıp cenaze mutlaka tabutla el ille taşınarak cenaze namazı mezarlıkta kılır.
Sünni İslam ritüellerine titizlikle uyulan cenaze merasimleri sonrası mezarın üzerini örten kürek, havluya sarılmış sürahiden dökülen temiz ve bol suyla mezarın üzerine akıtılarak yıkanır. Cenazeden birkaç gün sonra, Mezarların üzerine çiçek dikmek hala uygulanan bir gelenektir. mezar oturduktan sonra mutlaka bir mezar taşı yapma mezar taşına doyamadan gitti gibi o anı anlatan yazıların yazıldığı görülür. Aslında her mezartaşının bir anısı vardır kızdernenlinin mezar taşları insana geçmişi idedesini atasını tarihini dilini mirasını hatırlatır.aslında mezarlıkta tarih yatmaktadır
Kızderbentli mübadillerin cenazelerini bütün  eşyaları, fakirler arasında pay edilir.cenazenin ardından hatim indirmek kırkında veya senesinde mutlaka bir mevlit okutulur.

Mübadillere Özgü Bayramlar

kızderbentlilerin rumeliden getirdiği geleneklerden birisi de yöresel kutlanan bayramlardır. Bu geleneksel hıdrellez bayramıdır. 6 Mayıstaki hıdrellez günü herkes yenilerini giyer gençlerin mahallenin belirli yerlerinde eğlence yaparlar salıncaklar kurulur mısır kaynatma ateşleri kurarlar köyden toplanan mısırlar bir kazanda pişirilir. pişen mısır akşam gençler tarafından yenir kalanı köye dagıttılır , Mübadillerin çeşitli yerlerde yaptıkları hıdrellez şenlikleri, etli kazan pilavı şenlikleri, farkında olmadan bile olsa bu geleneklerin devamıdır.Bu eski bayramların uzun yıllardır kutlanmadığını söyleyebiliriz. Ancak beklide bir gün bu gelenekler tekrar yaşatılr

Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları

Lozan Antlaşması ile gelen Kızderbent'liler Atatürk ilkelerine ve cumhuriyete kuvvetli bağlılıkları ile bilinirler. Cumhuriyet Bayramı,23 nisan çocuk bayramı,19 mayıs gençlik ve spor bayramında bayrama giderken erkeklerim traş oldukları temiz ve yeni elbiselerin giyildikleri kadınlarında evli alanlar sayalarını genç kızlarında süslendigi görülür özellikle konuşma yapanlardan mesajlar çıkarılır  çocuklarının okulda ögretmenleriyle hazırlayarak yaptıklarını tüm köy halkı katılarak izlemeye gelirler haftalarca yapılanlar konuşulur

Mübadillerde Dini İnanç

Kızderbent'li mübadillerin Sünni Müslüman oldukları ve bu inancın ritüellerini kuvvetle yaşattıkları görülür özellikle eskiden drama medresesinden yetişen  bazı yerel imamlara çok saygı duyulduğu görülür. şimdilerdede imamlara büyük saygı ve sevgi vardır .
Mübadillerin en muhafazakâr olanlarının bile cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine güçlü biçimde bağlı olduklarına dair bir genelleme yapmak mümkündür.
Mübadillerin yüzlerce yıl Ortodoks ve Yahudi kavimlerle komşuluk etmelerine karşın dini anlamda hiçbir ortak ritüele sahip olmadıkları aşikârdır.
Kızderbent mübadileri dini inançlarına çok bağlı atalarında gelen bir anlayışla  kız ve erkek çocuklar mutlaka hatim edinceye kadar kurhan okumaya gönderilir mutlaka hatim ettirtirilir her yıl köyün camilerinde hatim eden cocukların aileleri tarafından etli pilav ve helva ikramı yapılır hatim eden cocuklar camiye  gelenlere  bir hilal şeklimde oturarak  sıra ile bir dua okur  imam veya müftü tarafından hatim duası edilir cocuklar  akrabalarını ve komşularını ziyaret ederek el öperler  onlarda çocuklara küçük karçlıklar verirlerdi bu güzel gelenek kızderbent mübadillerinde hala devam etmektedir

Ramazan bayramı ve Kurban Bayramı

Kızderbent mübadilerinde ramazannı bayramı dört gün  kurban bayranı beş gün olarak kutlanırdı ama şimdilerde resmi kuruluşlarda  veye özel şirketlerde çalışmaya ballandıgından beri yavaş yavaş ramazan bayranı üç kurban bayramı dörtgün olarak kutlanmaya başlanmıştır artık resmi tatile uyulmaktadır,bu bir sosyolojik araştırma gerektirmektedir
Kızderbentli mübadiller, Kurban ve Ramazan bayramlarına çok önem verirler. Normalde pek ibadet etmeyen insanlar bile coşku içinde camilere doluşur. Bayram namazı bitiminde topluca mezarlık ziyareti yapılır.Daha sonra herkes evine gelir ve bayramlaşma merasimi başlar ve önce ev halkı ile bayramlaşılır daha sonra amca hala teyzeler sonra da köyün yaşlıları ve sakinleri ile bayramlaşılır.
Bayramlarda genç kızlar harman yerlerinde salıncaklar kurar, köyün gençleri makul bir uzaklıktan genç kızları izlerler, bazen şakalaşma amaçlı karşılıklı maniler atıldığı duyulur.
Makbul olan tatlı ise köy baklavası ya da lokumdur.
Ramazanda Davulcu Geleneği Ramazan aylarında mutlaka her mahallede davulcu gezer, maniler okur. Davulcu, her evin önünde durur, içeridekilerin uyanıp ışığı yaktıklarını anlayınca öteki eve geçer. Arefe günü davulcular tek tek tüm evleri dolaşıp bahşiş toplar. O yıl evlenen gelinler davulcuya tülbent verir, bu tülbentler davulu süslemek için üzerine konur.

Kızderbent'te Kız İsteme

Kızderbent'te eskiden beri diğer gençlerin kendi aralarında görüşüp anlaşarak evlenmelerine sıcak bakılır. İlk yıllarda kuşkusuz bu özgürlük bu kadar çok değildi. Ancak o yıllarda bile, bir büyüğün (çoğunlukla da orta yaşlı bir yengenin) teşviki, arabuluculuğu ya da önerisi ile iki gence konu açılır, bundan sonra kız isteme sürecine geçilirdi. İki genci birbirine münasip görüp bu konuyu açma işine "akıl etme" denirdi.
"Akıl etme" sürecinde delikanlı istekli davranır, genç kız ise bir-iki nazdan sonra kesinlikle hayır dememişse arabuluculuk yapan kadın, kızın bazı akrabalarına konuyu açar, genç kızın ve ailesinin yavaş yavaş konuyu benimsemesini sağlamaya çalışırdı. Bunun ardından delikanlı, ailesi ile görüşüp talip olduğu kızın ailesinden istenmesini söylerdi. Delikanlı bu konuyu çoğunlukla önce kendi anasına açar, anası babayla konuşup kızın istenmesine karar verilirdi.
Kız tarafına hayırlı bir iş için gelineceği bildirilirdi. Kız istemek için genellikle baba, yanına köyün saygın büyüklerinden birisini veya kız tarafına yakın birini alarak giderdi. Kız istemeye çoğunlukla delikanlı götürülmez.
Kız istemek için pazar ya da Perşembe geceleri tercih edilirdi. bu gece yapılan işlerin daha hayırlı ve bereketli olacağına inanılır. Perşembe gecesi, kutsal Cuma günü öncesindeki gece olduğu için dinen makbul sayılmaktadır.
Kız istenmeden önce gelin adayı kızın getirdiği kahve eğer şekerli ise genç kızın konuya olumlu baktığı değerlendirilir. Şekersiz kahve ise olumsuz bir tavır olarak algılanır.
Kız isteme olayına "istemek" denirdi. "Fetiye'yi Hasan'a istemişler" denildiğinde Hasan'ın Fethiye'yi ailesinden istettiği anlaşılır.
Kız istendiğinde ilk defa hiçbir cevap verilmez. Sonra bir müddet sonra tekrar gidilir. Aslında dünürcüler, bu sefer de bir yanıt alamayacaklarını bilerek gelirler. Konu tekrar açılır, kız evi hiçbir renk vermemeye çalışır. Genelde gecenin çok kısa bir bölümünde bu konu konuşulup çoğunlukla başka konularda sohbet edilir. Bu defa, erkek tarafından bazı bayanlar da kız istemeye gelirler, ayrı bir odada kız tarafının bayanlarını ikna etmeye çalışırlar.
Üçüncü ziyarette artık bir cevap alınması ihtimali güçlüdür. Bu arada arabuluculuk yapan kadın, genç kızın yakınlarından ya da mümkünse kendisinden haber almaya çalışır. Bu arada konu köy içinde duyulmuş olduğundan güncel tartışma konularından birisi olmuştur, konu komşu kızın verilip verilmeyeceğine dair heyecanlı tahminler ve spekülasyonlar yapar.
Üçüncü ziyarette kız ailesi, olumsuz bakıyorsa genellikle katı bir tavır alarak dünürcülere bu işin olamayacağını söyler. Eğer cevap olumluysa bu defa yanıt alma ihtimali güçlüdür.
Kız isteme sırasında erkek tarafından gelen bayanların kilimlerin altına ve kapıların üzerlerine bakarak toz olup olmadığına baktıkları, genç kızın temizliği için fikir sahibi olmaya çalıştıkları söylenir.
Kız verildiğinde aileler toplanır ve sade bir törenle söz yüzükleri takılır. Söz yüzüğünün takılması son derece önemli bir olaydır, iki gencin evliliği için verilmiş güçlü bir yemin anlamındadır. Sözlü kıza başkası talip olamaz, bu çok çirkin bir davranış kabul edilir. Kızın başka talipleri varsa ümit keserler.
Eğer kız, delikanlıyı istediği halde ailesi tarafından verilmez ise bu durumda aile, kızın kaçacağını düşünerek tedbirli olur. Ancak, çoğunlukla delikanlı, bazı iş birlikçi aile üyelerinin yardımıyla genç kızı kaçırır. Eskiden bir kız kaçmışsa uzun zaman ailesi tarafından bağışlanmaz ve bayramlaşma vesilesiyle baba ocağına gelmesine bile müsaade edilmezdi. Bu inat, bazen gelinin ilk çocuğuna gebe olduğu duyuluncaya kadar sürebilirdi.
Son yıllarda Kızderbent'te bu eski geleneklerin büyük ölçüde çözüldüğü ve gençlerin tümüyle kendi aralarında anlaşmaları ile sadece adet yerine gelsin diye kız istendiği görülmektedir.

Nişan Adetleri

Söz yüzükleri takıldıktan kısa bir süre sonra nişan hazırlıkları başlar. Nişan öncesi gençler aile büyükleri tarafından çarşıya götürülür. Her iki taraf da karşılıklı olarak birbirlerine giyecek alırlar. Kızın aldıkları oğlan evine oğlanın aldıkları kız evine götürülür. Daha sonra alınan kıyafetler, karşı tarafın birinci derece akrabalarına birer hediye (çoğunlukla kılık kıyafet türünden) eklenerek bohçalanır.her iki tarafda birer hafta arayla kız ve oglan tarafına götürür.
Nişana erkek tarafı kutular dolusu lokum ve bisküvi ile çerez götürür. Konu komşu ve akrabalar davet edilir. Misafirler neşe içinde sohbet ederler. Ailelerden tahsil ve yaş yönünden sayılan bir kişi kısa bir konuşma yaparak nişan yüzüklerini keser.
Son yıllarda nişan töreninin düğün gibi bir eğlence ile yapılması geleneği yerleşmiştir. Nişanlanan çiftler, son yıllara kadar sadece bayram günleri el öpmek için birlikte gezebilir, bu geziler sırasında gelin adayının bir bayan yakını da yanlarında refakat ederdi. Son yıllarda bu konuda aileler yumuşamışlardır. Yine nişanı takip eden ilk bayram günü karşılıklı birer nişan hediyesi götürme geleneği de vardır.
Eskiden nişanlı kalma süresi oldukça uzun sürerdi. Genellikle erkekler askere gitmeden nişanlanır, iki yıl civarında süren askerlikten sonra makul bir süre içinde düğün yapılırdı.

Köy Düğünleri

Köy düğünleri pazartesi günleri gelinin çeyizlerini sergilemek üzere sermesi ile başlar. Bu arada baklavalar açılır, düğün hazırlıkları sürer. Komşu aileler yardıma koşar, tatlı bir telaşla düğün hazırlığı yapılır.
Köydeki tüm bayanlar, serilen çeyizleri görmek üzere gelin evine uğrar. Perşembe günü damat, birkaç yakınıyla gelir ve çeyizleri kız evinden alır. Bu arada gelinin akrabaları içinde çocuk yaşta olanlar, çeyiz sandığının üzerine oturur ve damattan bahşiş almadan kalkmaz. daha önce dini nikah yapılmadıysa dini nikahın da mübarek kabul edilen perşembeyi cumaya bağlayan gece veya pazar akşamı kıyılması tercih edilir.
Cumartesi günü kına gecesi yapılır. Kız evine kınaya giden erkek tarafından, gelinin eltisi ve görümcesi, dış kapıda ayak sürer ve içeri girmek için nazlanır. İçeri girmeleri için gelinin yakınları adeta yalvarırlar. Görümce ve elti, meyve, kahve ve baklava ister. Bu istekler hiç kırılmaz. Hatta eskiden ayakkabılarını da sildirirlermiş. Üstelik silindikçe ayakkabılar batırılır, adeta kız evine eziyet ederlermiş. Bir süre devam eden bu ayak sürüme, en son gelin kızın gelip eltisine ve görümcesine hoş geldiniz demeleriyle sona erer ve bunun ardından kına için eğlenceler başlardı.
Kına gecesinde gelin ağlatma türküsü olarak bir Rumeli Türküsü olan "yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar" söylenir Kına yakılırken gelinin ayak sürüdüğü görülür, damadın yakınları elini açması dil dökerler. Gelin ancak kayınvalidesinden ya da görümcesinden bir hediye alınca (çoğunlukla bir çeyrek altın) elini açar.
Aslında düğünde en çok yorulanlardan birisi de kuşkusuz davul-zurna grubudur. sabaha kadar çalan davullar, ertesi gün öğle ezanına doğru başlayan düğünle beraber yeniden vurmaya başlar.
Pazar günü erkek evinde başlayan düğün, ikindi üzerine kadar sürer. Konuklara etli kazan pilavı, etli , çorba. helva(eskiden genellikle sütlü çorba), kuru fasulye ya da nohut gibi bir sulu yemek ile ayrandan oluşan sofralar kurulur, ikramlar yapılır. Düğünün her türlü organizasyonunu, damadın evli, orta yaşlarda ve becerikli bir akrabası yapar, buna düğün kâhyası denir.
Bu arada içki kullananlar için oynayanları görebilecekleri bir yerde, ama toplanan diğer kişileri de rahatsız etmemeleri için birazcık ayrı bir köşede ayrı masalar kurulur. Bu kişilere Rumeli oturak havalarını çalan davulcular, oyun oynamak istendiğinde bu defa oyun havaları çalar.
Düğün sırasında damat tıraşı denen bir gelenek yerine getirilir. Buna göre, damat, herkesin görebileceği ortalık bir yere oturtulur. Bir berber tarafından sakal tıraşı yapılır. Bir taraftan davullar çalar. Düğünde bulunanlar damada para asarlar. Bu paralar, önceden yapılan anlaşmaya göre damatta kalabileceği gibi berbere bahşiş olarak da verilebilir. Damat tıraşının sonlarına doğru damadın arkadaşları oyna kalkarlar. Birkaç tur döndükten sonra damadı da kaldırırlar ve hep birlikte birkaç tur daha oynarlar.
Genellikle Pazar günü Gelini almaya kız evine gidilir burada genellikle erkek tarafına bir takım zorluklar çıkartılır. Gelinin erkek kardeşleri kızı uzun süre içeride tutarlar, davulcular sabırsızlıkla tempolu biçimde çalarlar. Erkek tarafından geline verilmek üzere bir bahşiş istenir, bunun pazarlıkları yapılır. Erkek tarafı alttan alır, ancak birinci dereceden olmayan bazı akraba ve komşular kız tarafı ile tatlı tatlı münakaşa ederek süreci çabuklaştırmaya çalışırlar.
Gelin alayı, kız evinden dönüşte mutlaka farklı bir güzergâh kullanır. Yol boyunca gelin arabasının önü bahşiş isteyen çocuklarca sık sık kesilir. Yol boyunca zarf ve , mendil atılır.Gelin alıcılar,erkek evine yaklaşınca herkes araçlarından iner ve davul - zurna eşliğinde oynayarak ve biraz da ağırdan alarak eve kadar gelinir. Bu arada artık akşam olmak üzeredir.
Gelin eve girerken koltuk altına bir kuran-ı kerim verilir. Gelin, evin duvarına bir parça yağ sürer kapıdan içeri girmeden önce mutlaka bir küp kırar. Gelinin üzerine bereketli olsun diye şeker atılır
Gelin içeri girince düğün dağılır, yalnızca çok yakın akrabalar ve damadın arkadaşları kalır. Kadınlar gelinle, erkekler damatla akşam yemeği yerler.
Gelin odasına alınır. Bir erkek ceketinin üzerine üç kere oturtulup kaldırılır. Kucağına anası babası sağ bir erkek çocuk oturtulur. Gelin içine bozuk para sokulmuş bir elmayı kucağındaki çocuğa hediye eder.
Akşam namazından sonra damadın yakınları, damadı biraz sırtına vurarak sertçe gelinin bulunduğu odaya iteklerler. İçeride, gelin ve damat, kız tarafından gönderilmiş baklavadan birkaç diş yedikten sonra ikişer rekât namaz kılar.

Asker Uğurlama

Mübadiller için askerlik büyük bir onurdur. Askere uğurlanacak gençler için bir önceki hafta sonu köyde gençler arası küçük bir eğlence yapılır. Köyün gençleri bir araya gelir, davul çaldırır ve oyunlar oynar. Köylüler, gençlere küçük hediyeler ve bahşiş verir. Askere gidecekleri gün sevgilileri ve tüm akrabaları ve arkadaşları, gençleri otobüslerine kadar uğurlar genellikle anaların ilk çoçuklarını askere gönderirken ağladığı babaların ise gururlandığı görülür

Delikanlı başkanlığ(delikanlı başı)

delikanlı bakanlıgının ne zamandan beri devam ettiği bilinmemektedir kızderbent gençliginin dedelerinde atalarınında miras kalan gelenek  belkide balkanların acımasız  tarihinin çektirdiklerinde sonra kurulmuş olabilir belkide anadoludan getirilmiş delikanlı başkanlıgı tüm köy hakı tarafından da kabul edilmektedir.
delikanlı başkanlığı biraz abilik yapacak biraz dişi kesecek sözü dinlenecek gençler tarafında söyledigi kanun olacak gençler tarafında seçilir her mahallede mutlaka olan mahalleler arası diyolog kuran hata komşu koylerle gençler arasında sözlü anlaşmalar yaparlardı.
delikanlı başının iki tanede yardımcısı olurdu bunların görevi gençler arasında diyologu kurmak eyer köye bir yabancı genç gelirse ulu orta gezemez kahveye veye kime misafir gelirse onun evinde otururdu
delikanlı başkanı ve yardımcıları köyde bir gencin  düğününü idare eder düğünde çalınan çalgıları onlar kontrol eder hangi havayı çalacagını o ekıpten başkası deyiştiremezdi adeta dügün delikanlı başkanlığında devam ederdi
delikanlı başkanı her düğün yapandan mütlaka ailenin ekonomik yapısına göre mutlaka yolbahsı denen birmiktar bahşiş alır gençler arasında adil bır dağıtım yapar veya gençleri bir yemekte agırlardı
delikanlı başkanlıgı delikanlı evlendiginde bazende gençler arasında huzursuzluk cıktıgında gençler kendi aralarında  toplanıp delikanlı başkanını seçer herkese ilan ederdi.
delikanlı başkanlıgı köyden göçün başladıgı yıllarda zayıfladı şimdilerdeki gençlerin hatırlamadıgı bir gelenektir


Kahya bagırma

Eskiden simdiki gibi hoparlor sistemi olmadıgı için köyde insanlara duyurulması gereken bir haber bir dügün davetiyesi gibi haber verilmesi gereken bir durumda kahyaya haber verilerek herkesin duyacagı sekilde mahallede belirli yerlerde bagırma işine kahya bagırtma denir simdiki ilan , duyuru ve dügün davetiyasi görevini yapar

Meciler(imece)

kızderbentli mübadillerde  arasında 4- çeşit meci vardır 1- mısır soyma mecileri  2- mısır kırma mecisi 3 -kuskus meciler 4- tütün mecileri
Meciler genellikle mahallenin kızları ile yapılır bazeende erkek mecileri yapıldıgı görülür meciler evinbahçesinde  geniş odasinda veya analta dedikleri yerde meciler yapılır   ne mecisi yapılacaksa ona göre iş dagılımı yapılır bu arada meciye katılan kızlar gündüzden yavuklularına meci olacagını söylemiştir erkeklerde meci olan evin etrafında toplanır meci bahçede ise kızlara belirli uzaklıkta bakarlar ev sahibi meciye katılanlara geleneksel mecilerin olmazsa olmazlarında her mecide mutlaka yapılan geleneksel böreklerini mutlaka yarpar köy fırınında pişirerek meciye katılanlara ikram eder bazen de delikanlıların evsahibinin telaşında faydalanarak börek tam pişecegi sırada köy fırınları evın dısında oldugu için bazen köyün delikanlıları pişen böregi alarak  kaçtıkları olur ama buna mutlaka köyün kızlarından nezaman pişecegini ögrenmişlerdir .bu adeta bir gelenek olmuştur mecılerde börek tepsisini çalmak çok yaygındır ama evin sahibi bunu bilir börekleri birkaç tepsi yapmıştır birazda evsahibi iş yapma süresi uzasın diye bilrek gençlere verdigi olmuştur pide pişinceye kadar calışma oldugu için ev sahibi sürenin uzamasını işin yapılmasını ıster meciye katılanlar diyer tepsilerin pişmesini beklerler börekler yendikten sonra meci biter ev sahibi meciye katılan kızları tek tek evine kadar götür
Şimdilerde kızderbentte çiftçilik yapma işleri azaldıgı için bu meci işleri yavaş yavaş tarihe karışmaktadır
Hamilelik ve Çocuk Doğurma

Eskiden sağlık hizmetlerinin yaygın olmadığı yıllarda, çocuğu olmayan, düşük yapan ya da çocukları ölü doğan kadınların tedavisi için batıl bir inanış olarak gelincik külü yedirme biçiminde ilginç bir yöntem uygulanırdı. Bazı köylerde, doktor tedavisinden netice alınamayan durumlarda son çare olarak hala uygulanan bu yöntemde, avlanan gelinciğin cesedi ateşte yakılır. Hayvanın derisi ve eti ateşte kaybolur, kemikleri de yanarak külleşir. Bu kemik artığı küller kadına yedirilir. Eskiden doğrudan kaşıkla yapılan bu yutturma işlemi, sonradan içi boşaltılan ilaç kapsüllerine kül doldurularak yapılmaya başlanmıştır.
Yine eskiden, yeni doğan bebeğin ateşlendiginde üç gün aralıksız Hocaya götürülüp okutulması biçiminde bir inanış olduğu da anlatılmaktadır